« Önceki |

1/1/2008

BİR ŞİİRİN SÖYLEDİĞİ 2

 

 

Bir Şiirin Söylediği 2

Ersun Çıplak, Hasip Bingöl, Ahmet Bozkurt, Mitat Çelik, Altay Ömer Erdoğan

Mayıs Yayınları

www.mayisyayinlari.com  

 

Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü 2007, “Bir Şiiri İnceleme Ödülü”

Ersun Çıplak Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü 2007, “Bir Şiiri İnceleme Ödülü”

Hasip Bingöl

Ahmet Bozkurt

Mitat Çelik

Altay Ömer Erdoğan

Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü 2007, Bir Şiiri İnceleme Ödülü: Ödülü alan Ersun Çıplak’ın incelemesi ile birlikte yayımlanmaya değer bulunan dört çalışmanın yer aldığı “Bir Şiirin Söylediği 2” beş yıl arayla verilen ödülün ikinci toplamı.

1/8/2007

EDEBİYATTA MİLAS

1/8/2007

EDEBİYATTA MİLAS

                                             

SARIÇAY’DAN  ÖMÜR UZATMA  KAHVEHANESİ’NE

EDEBİYATTA MiLAS İDiL YAYINLARI’NDAN ÇIKTI!

HALİM ŞAFAK

 

EDEBİYATTA MİLAS’IN İÇİNDEKİLER

Sarıçay’dan Ömür Uzatma Kahvehanesi’ne Edebiyatta Milas’a Önsöz

Yeknesak Kent Dünyası ve Milas

HALİKARNAS BALIKÇISI

Mavi Sürgün (roman )

REŞAT NURİ GÜNTEKİN

Ateş Gecesi (roman )

NAHİT ULVİ AKGÜN

Deli Hüseyinler Türküsü (şiir)

Datça’dan(şiir)

Açıl Susam Açıl(şiir)

Sodra Dağı (şiir)

Çatalçeşme (şiir)

Tiyatrocu (şiir)

Bir Anımsama(şiir)

Hazneli Çeşme (şiir)

MEHMET BAŞARAN

Mehmetçik Memet (roman)

Sodra Dağı’na Övgü (şiir)

Sodra Dağı’nın Dedikleri Milas’ta (şiir)

EDİP CANSEVER

Çiçekleri Sulasan (şiir)

MAKSUT DOĞAN

Kayra I (şiir)

Kayra II (şiir)

Üç Parça Bulut (şiir)

Milas Ovası’ndan (şiir)

Yağmura Durmuş Üç Kişi (şiir)

Dağ Köylerinde (şiir)

Milas Şiiri (şiir)

Kan Çıkmaz (şiir)

NURSEN KARAS

Hayıtlının Hörüsü (öykü)

NAZLI ERAY

Ömür Uzatma Kahvehanesi (öykü)

HÜSEYİN PEKER

Kaya Güvercini (şiir)

BEHÇET AYSAN

Gecede Ateş Böcekleri (şiir)

HAMDİ TOPÇU

Milas Beşlemesi (şiir)

HÜSEYİN FEHMİ İNCİ

Ayışığı Kuyumcusu (şiir)

Dokunanlara Dokunmak (şiir)

MUZAFFER KALE

Oldu (şiir)

O Ev Nerde Şimdi (şiir)

HALİM ŞAFAK

düşerdi gömleğine bir çiçek (şiir)

konuşma/ma (şiir)

bahçe (şiir)

ömrüm geçip gidiyor güz yanılsama (şiir)

ömrüm ben seni yine yaşadım sayıyorum  (şiir)

benim babam upuzun kırşehir

kim bilir bir daha ne zaman gelir (şiir)

asi rüzgar (şiir)

koca dağ başında kargılık bağlar/ne  bilir hastanın halinden sağlar

ALTAY ÖMER ERDOĞAN

İsli Lâmba (şiir)

PELİN ÖZER

Milas (gezi)

SARIÇAYDAN ÖMÜR UZATMA KAHVEHANESİ’NE EDEBiYATTA MİLAS

 

        

Kitap yüz seksen beş sayfa olup bedeli sekiz liradır.

Posta giderleri İdil Yayınları’na aittir.

Kitabın bütün geliri bireylikler dergisinindir.

Okurlar kitap bedelini Halim Şanlıdağ adına 692233 nolu posta çekine ya da T.C. Ziraat Bankası Bünyan Şubesi’ndeki 0160 00030933 nolu hesaba yatırarak edinebilirler.

 

9/5/2007

BİR ŞİİR


KUMAŞ YALNIZLIKLARI

 

 

 

 Resim: Joan Miro
güz kırıklarıyla ilişiyordu yakamıza ayrılık
yakındık gölgemize, tunç taslardan içtiğimiz
sabır, haritadan siliyordu dağları ve ırmakları
ellerinle evcilleştirdiğin aşk, düşman oluyordu
çocuğun aynada unuttuğu suçlarına
 
hayatı yanılan bilgelikler taşıyordu su
iki kere yıkanılamayan
ezber defterinde kurumuş kandı
terziler bize düşmandı tarihte
aynanın önünde çocuk üryan
 
geçtiğimiz yerlere şerbet ve kan dağıtmıştık oysa
kılı kırk yararak
yararlı otların arasından derebeyi duruşlar
toplamıştık, çiçek sayılan
önümüzde zembereği çözülmüş ilhâmdı
zaman
 
zaman
zaman
kırılıyorduk kör bir alfabeyle
sağırlığın ağırlığını yükledik boynumuza
boynumuzdu kalbi delik dünyaya
ortadoğu gibi açılan
 
yemin etmiştik küçük harflerle konuşmaya
cücelik dersleri almıştık çarşılardan
yeleleri çöl yelleri ile okşanan atlar gibiydik
dört nala sonsuzluğa koşan
ah ki gittikçe küçülen harflerle...
 
ah ki gittikçe küçülen harflerle
erik yazan, badem yazan karınca kararınca
mertliğin soyağacında sacayağıydık inancın
sonsuzluğa adanıyordu kuşlar da
bir göğü sönmüş yıldızlar gibi parlatan
 
öksüren bir sabır taşıyorduk avuçlarımızda
vandallara altın kâselerde sunuyorduk
tarihin kanlı bağırsağında yaşamaktansa
biz bu hayatı çöl dilinde iki kere ölüyorduk
tükürerek ağzımızdaki eski pıhtıyı
 
takısız duruşumuzdan gelir
hanlara ve hamamlara bağladığımız göz hakkı
beddualar okutuyordu coğrafya dersi
tarih her zamanki gibi sınıfta kalıyordu
yalnızlık operasının nakaratı
bazı
 
bazı
bazı
öpülüyordu vicdanımız testerelerle
mösyö giyotin doğayı kıskanıyordu
çeşmelerden dua gibi kan akıyordu
ortada yoktu akıtan
 
söz vermiştik yerini değiştirmeye
gözlerimizle kalbimizin
dilimizle tek tek topladığımız
lâlelerden çarşaf yapıp örtecektik
üzerlerini kentsoylu virgüllerin
 
Altay Ömer Erdoğan

17/4/2007

ARKADAŞ Z. ÖZGER ŞİİR ÖDÜLÜ SONUÇLANDI

Mayıs Yayınları'nca bu yıl onikincisi düzenlenen ''Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü'' nün sonuçları açıklandı. 2007 yılında “Bir Şiiri İnceleme” disiplininde verilen Ödülün; Ersun Çıplak’ın “Turgut Uyar’ı ‘Kan Uyku’dan Uyandırma Denemesi” adlı incelemesine verilmesine oy çokluğuyla karar verildi.
Ödüle katı
lanlar arasından yayımlanmaya değer görülen; Hasip Bingöl, Ahmet Bozkurt, Mitat Çelik ve Altay Ömer Erdoğan’ın incelemelerinin de, ödülü alan incelemeyle birlikte, yayımlanacak kitapta yer alacağı açıklandı.
Bu yıl ilk kez verilen ve 2006 yılı içinde yayımlanan ilk şiir kitapları arasından sorgu yöntemiyle tespit edilen “İlk Kitap Özel Ödülü”nün, “Her Kitabın El Kitabı“
ile Gökçenur Ç. ve yayımcısı Yitik Ülke Yayınları’na
verilmesine karar verildi.
Ödül töreninin, 5 Mayıs 2007 Cumartesi günü saat 19.00’ da Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezinde, (Kıbrıs Şehitleri Cad. Alsancak) yapılacağı belirtildi.

6/4/2007

YARASA

her zaman geceyi yaşar mağara
göz bir işe yarasa, taş olur bakış
buz kesilir kan, tuz ile incelir yara
işte bu güzel sonsuz akış
yakıştırır bizi iyi huylu çağlara...
 
suyun sesiyle yüzünü yıkayan
arı vızıltısı sürer ekmeğin üzerine
papatya bilinciyle yol sayıklayan
yağlı saydam ipler indirir derine
yarasadır gerçeğin hissiyle uyanan...
 
hesabı yok bilincin boşlukta kırıldığı anla
istek karartır duvardaki ilkel yosunu
karanlığın ilmini çöz, geceyi anla
kalbine bağışla hayatın çoğaltan tortusunu
varlığını akla getirilmedik sorularla akla;
 
yarasa neyle emzirir yavrusunu?
 

Altay Ömer Erdoğan

31/3/2007

TEK VURUŞ

 

Hüseyin Peker’den Tek Vuruş

Hüseyin Peker’in “Tek Vuruş” adlı şiir kitabı YKY’den çıktı. Kitabın arka kapağında yer alan Ataol Behramoğlu’nun sözleriyle şöyle tanıtılıyor Peker; “1960’lı yılların ikinci kuşağı içinde sayabileceğimiz Hüseyin Peker, yaşamın bozulmuşluğuna karşı insanca olana umudu ve çağrıyı hemen her dizesinde ayakta tutma çabasındaki şiirleriyle özgünlüğünü oluşturuyor. Somut, sıradan denebilecek yaşam öğelerini içten bir itiraf tonlamasıyla şiirleştiriyor.”

 

Şairin diğer yapıtları ve ödülleri ise şöyle;

Yapıtları :
İnsan Arkadaşınındır (1997)
Yer Bezinden Bir Köle (2000)
Ses Salkımları (2001)
Ateşin Zilleri / Toplu Şiirler (1965-2003)

Ödülleri :
Arkadaş Z. Özger Ödülü (1977)
Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü (2000)
Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü (2001)

 

29/3/2007

29/3/2007

Profesyonele Karşı Amatöre ve Şaire Dair

Adnan Satıcı öldü. O her anında meselesi, her lokmasında düşü olan, her kadeh rakıda bir dize için bin soru soran amatör öldü. Düşünsel alanda yetinmenin yarı ölmek olduğunu bilen bütün kuşakların devrimci yazarları, şairleri gibi yaşadı.


BİA Haber Merkezi 
Tevfik TAŞ


BİA (İstanbul) - "Ben elimi bir yolcuya sallarım, gider gelirsin / Nasılsa bulursun beni koyduğun yerde / (...) / Sana sen yokken öğrendiğim türküleri söylerim / (...)"

Bunları bize diyen çocuk öldü.

Öldü Adnan Satıcı.

Çok şey söylenebilir biri öldükten sonra.

Nereye varacak ki sözcükler.

O ana dek taşıdıkları yankı ve ağırlık, renk ve çağrışım yitmiştir. Onun şiir kitabına verdiği addır her sözcük:

"Ülkesiz Şarkılar."

Bir kente, belli bir coğrafyaya sığmayan; bütün durgun görünümüne karşın tepeden tırnağa delişmen olan; hiçbir masaya, sosyal konuma ve makama sorumsuzca "alkışçı" olmayan; kavram harcamayan, kavram kurutmayan; yetinmeyen, dur-sus bilmeyen bir yaşam için çok söz söylenebilir.

Pek azı ama pek azı Adnan'ın yaşarken yaptığınca yergili, ince, ilkeli, hırçın ve düşündürücü olur. Böyle açık sözlü olmasaydı yaşarken ölürdü.

O sevgisinin gücünden çok, gücünün sevgisini büyüterek yaşadı.

Devrimcilik adına yeryüzünde ne ama ne söylenmişse, bu ilkede toplanmıştır.
Gücünün, yeteneğinin sevgisini büyütmek... Bir tek ona güvenmek, dünyayı böyle kapsamak.

Adnan Satıcı öldü. Çok şey susulabilir biri öldükten sonra.

O acı, hızlana yavaşlaya oyar beynimizi. Bir burgunun altında çok şey susabilir sahici sevgi. Ama her sevgi düşünceli, meraklı, didikleyen ve kapsayan değildir.
Bundandır bu susmaların pek azı Adnanımızın buluşurken, hesaplaşırken veya ayrılırken yaptığınca karşısındakini düşünen içtenlikli, yarınki merhabayı koruyan, dostluğu, dostluğun eleştiriyi anlama ve dinginleşme sürecini savunan komünistçe bir seviyede olur.

Şimdi acının karangu karanlığında bunları yazıyorum, çünkü Adnan'la, o 2006'nın son ayında İstanbul'a "Aydınlık Sorular" için geldiğinde masaya yatırdığımız bir tutumu yazımı okuyacak olanlarla paylaşmak istiyorum.

Şair sonsuza dek amatördür

Ve amatör, salt bugünün profesyonel "aydınına" karşı olan değildir.
Bu savı koyduk masaya.

Bir parantez açmalıyım: Bir gece önce hastaydı. "Aydınlık Sorular" için tartışmacı olduğu Darphane-i Amire binasında fena üşütmüştü. Bizde kaldı. Terlediği için gece üç kez kaldırıp üstünü değiştirdim, ilaç içirdim. Sabahleyin iyiydi. Gülüşerek, kalktık, fıkra anlatarak çay içtik, denize baktık.

Amatörün bugünün profesyonel "aydınına" karşı olması yeterli bir tutum değildir, çünkü, karşı olmak yeninin biçimlenmesinde ve yayılmasında yeni çalışmalar, sorgulamalar, zihniyet zenginliği sağlayacak üretimler ve yeniden üretimler, yargı kalıplarını sarsacak atak sanat ve düşün nesneleri vermiyorsa uyuşukça tepkiden ötesi değildir.

Anlam yitikliğine ağıttır.

Amatörlük düşünüşü parçalayıcı, rutin profesyonelce dayatmaları, onun incelikli tezgâhlarını yaşamın her alanında başka bir işle, başka bir sanatsal üretimle, başka sorularla geçersiz kılma tutumudur. Bu da "genel" karşı çıkmaktan, "o görüşe katılmıyorum" demekten ötesidir.

Genel olarak "karşı çıkan" tiptir, karakter değildir.

Amatörlük karakteri "tipe" gösterecek, düşündürecek, kavratacak denli karakterdir.

Profesyonel kalıplaşmalara karşı düşünürlük, şairlik, sanatçılık kendini, ürününü, karakterini amatör ruhla örendir.

Biz, ciyaklayan telefonlara, gündelik yaşamın çağrılarına aldırmadan Çengelköy'de masaya kış güneşi, kırmızı, dumanlı çay ve mesele koyduk.

Biz sözü Edward Said'den devralarak konuştuk.

Günümüzün düşünce alanındaki profesyonelini tanımlamak gerekirse şu üç ismi verebiliriz: Ertuğrul Özkök, Fetullah Gülen ve İlhan Selçuk. Gel gör ki bu üç ismin özelliklerini topladığınızda bugünün profesyonelinin karakteristiğini bulamazsınız.

Bunların yanına başka kurumları ama öncelikle günümüzün üniversite donukluğunu, katılaşmasını ve buharlaşmasını koymalısınız.

Ancak o zaman, evet, ancak o zaman aklınıza gelen birçok ismi bu özellikler toplamına katmaya başladığınızı anlayabilirsiniz.

Şovenizmi ve ince gericiliği "bilim" diye kakalamanın, bunun edebiyatının ve sanatının birçok kökünü üniversiteyi düşününce bulmaya başlıyorsunuz.

Biz bunları konuştuk... Özellikleri dikkatli toplamak gerek. Yoksa "karakter" oluşmaz.

Adnan'la ben buraya, bu halin emek ve Kürt cephesindeki küçük, kısır özentilerinden yola çıkarak geldik. Yani kendi derdimizi konuştuk.

Adnan Satıcı öldü.

O her anında meselesi, her lokmasında düşü olan, her kadeh rakıda bir dize için bin soru soran amatör öldü.

Göğsünde daima kızıl bir karanfil vardı.

Yazınsal yaratıcılık karakterler dünyasına kafa yormakla başlar. Bu karakter düşünsel ve yazınsal yaratıcılık için sadece insan denilen canlı değildir; yaşamın bütünü içindeki her sorunu, her sorunun içindeki her öğeyi bir karaktere yükselterek evet yükselterek düşünmek ve çözmeye ilişkin emek vermektir.

Amatörlük bunu bugünkü düzenin dayanağı olan çıkarlara aldırmaksızın yarattıklarıyla yapmaktır.

Bu çabaların toplamıdır Adnan Satıcı'nın en küçük yazısını leziz, ince ve düşünsel kılan. Bu çabadır, onu boş gösterişlerin, kibirlenmelerin büyük mesafe uzağında tutan.

Ne diyordu Adnan:

"Ne diye taşımalı gurur denen urbayı
Masada bırakmalı yük sayılan ne varsa
Eşeğini sırtlamış Nasıalı'dan
Herkesin alacağı bir ders olmalı"


Adnan devrimci dünyanın hiçbir işini küçümsemedi.

O sadece, ama sadece kendisinden istenenle yetinmedi. Düşünsel alanda yetinmenin yarı ölmek olduğunu bilen bütün kuşakların devrimci yazarları, şairleri gibi... Gittiği her yerde bir kalemi, bir de gülümsemesini bilen, onur ve düşünce yüklü sayfası oldu.

O bir işi neden yaptığına, yaptığından kimin yararlanacağına, yaptığını daha özgün bir tasarıma nasıl dönüştüreceğine ilişkin sorular soracak denli cesur, amatör ve yoldaştı.

Çağrıldığı her yere böyle gitti, insanları bir meseleye böyle çağırdı.
Gittiği yerlerden de başka şeylerden değil, tam bu nedenlere bağlı olarak gitti.

Adnan Satıcı, "Kâşif dediğin sevdiğinin acemisidir" diyen o güzel çocuk öldü.
Durdurmak mümkün mü suskun avazı?(TT/EÜ)

Kategorilerim

    Bağlantılarım

    Guestbook
    Konuk Defteri Free Website Counters
    Free Website Counters
    Blogcu ile yapıldı